Kendinizden bahseder misiniz?

Prof. Dr. Bedreddin Seçkin , 14.02.1960 Vezirköprü doğumluyum. 1983 yılında tıp fakültesinden mezun olduktan sonra zorunlu hizmetimi Kars’ta yaparak GATA’da Üroloji ihtisasına başladım. Üroloji uzmanı olarak Bursa’da bir yıl görev yapıp GATA Üroloji kliniğinde yardımcı doçentlik görevine atandım. 1994 yılında 12 ay süreyle kadın ürolojisi ve endoskopik üroloji ağırlıklı çalışmalar yapmak üzere ABD Vanderbilt Üniversitesi’nde bulundum. 1995’te doçent, 2005’te profesör oldum. 2010 yılında GATA’dan emekli oldum ve Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesinde iki buçuk yıl görev yaptım. Halen İstanbul Sen Jorj Avusturya Hastanesi Üroloji Bölümünde çalışıyorum. Ulusal ve uluslarası dergilerde yayınlanmış 100’ü aşkın makalem, 24 kitap bölümüm, 140 bildiri ve poster çalışmam mevcuttur. 2012-2014 yılları için Kontinans Derneği Başkanlığı görevini yürütmeye devam ediyorum .

İnkontinans denildiğinde ne anlıyoruz?

İnkontinansya da Türkçe karşılığı ile idrar kaçırma dendiğinde ; normal koşullarda kontrol edilebilmesine rağmen kişinin aniden ve isteği dışında olarak idrarını yapması durumunu anlıyoruz. Bu durum hem sosyal hem de hijyenik olarak kabul edilebilir değildir.

İnkontinans Türkiye’de ne sıklıkta ve kimlerde daha sık ortaya çıkıyor?

Türkiye’de yakın geçmişte bu oranı araştırmaya yönelik yapılan çalışmalarda batı ülkeleriyle benzer rakamlar bulundu. Genel anlamda baktığımızda erkek ya da kadında tüm yaş grupları için % 17’lik bir orandan söz edilebilir. Yaşın ilerlemesiyle bu oranın artması beklenmelidir. Kadınlarda erkeklere oranla yaş faktörü devreye girdiğinde daha fazla idrar kaçırma görmemiz doğal olacaktır. 65 yaşın üzerindeki her 3 kadından birinin değişik derecelerde idrar kaçırma sorunu olduğunu ifade edebiliriz. Kadınlarda daha sık görülüyor olmasını; idrar tutmaya yarayan kas yapılarının kadınlarda erkeklere oranla doğuştan daha zayıf olması, normal doğum sırasında daha fazla olmak üzere idrar tutan kasların ve sinirlerin zarar görmesi ve aşırı aktif mesane ana başlıklarıyla izah edebiliriz.

İnkontinansın önleme şansımız var mı?

İnkontinansın sistemik bir hastalığa, nörolojik bazı rahatsızlıklara ve geçirilmiş bazı ameliyatlara bağlı olanlar dışında önlenebilmesi mümkün olabilir. Kadınların idrar tutma mekanizmalarını güçlendirecek egzersizleri genç yaştan itibaren yapmaları, alkol, sigara ve mesanede aşırı aktivite cevabı verebilecek gıdalardan uzak durmaları, kabızlık, ilaç kullanımı gibi geri döndürülebilir sebeplerin ortadan kaldırılması ile idrar kaçırmanın önlenebildiğini bilmekteyiz.

İnkontinansı olan bir kişinin yaşadığı en önemli sıkıntılar neler?

İdrarını kaçıran bir insanın kronik başka rahatsızlıkları olan hastalara oranla çok daha yüksek oranda depresyon yaşaması ihtimali olduğunu söylemek bile bu konuda oldukça aydınlatıcı olacaktır. Sosyal hayatın tamamen askıya alınması, evden dışarı çıkmaktan kaçınma, seyahatlerden uzak durma, alışverişe dahi çıkmama, gidilecek her mekanda tuvaletin yerini belirleme ihtiyacı, sinema, tiyatro gibi toplu gösteri alanlarında kapıya yakın ve sıra başında oturma refleksi geliştirilmesi, cinsel yaşamdan kaçınmak için mazeretler üretilmesi gibi hayat kalitesini düşürecek sıkıntılar yaşanmaktadır. İdrar kaçırmanın önlenmesi amaçlı olarak bilinçli ya da bilinç altı refleksle gündüz sıvı almama alışkanlığı geliştirilmesi de ayrı bir sıkıntı kaynağıdır ve yaşamsal anlamda sorunlara yol açabilir.

İnkontinanslı bir kişide hayatı kolaylaştıracak yöntemler nelerdir?

İnkontinansı olan kişinin hayatını kolaylaştırıcı en önemli etken, idrar kaçırmanın yaşa ya da doğum vb gibi sebeplere bağlı olarak normal olduğu ve bu şekilde yaşamaya devam edilmesi gerektiğine dair yanlış bilgilere inanmasıdır. İdrar kontrolünün başladığı çocukluk döneminin ardından hiçbir yaş gurubunda idrar kaçırma “normal” olarak kabul edilemez ve tedavi edilebileceği ya da en azından hayat kalitesini etkilemeden üstesinden gelinebileceği bilinmelidir. Kişinin idrar kaçırmasına neden olabilecek ve ortadan kaldırılması mümkün olan etkenler ortadan kaldırılarak, diyeti düzenlenerek, davranışlarında yaptığı yanlışlıklar düzeltilerek bu tür hastalara yardımcı olabilmek mümkündür.

İnkontinans tedavisi nedir?

Prof. Dr. Bedreddin Seçkin

İnkontinansın tek bir sınıfta toplanması mümkün olmadığından tedavisini de standart olarak kabul etmemeliyiz. İdrar torbasının aşırı çalışması (aşırı aktif mesane) sonucu gerçekleşen idrar kaçırmalarında davranış tedavisiyle birlikte ağızdan ilaç tedavisi çok yarar sağlayabilir. Mesanenin aşırı aktivitesinin ağızdan ilaca dirençli olması durumunda botoks kullanımı da alternatiflerimiz arasındadır. İdrar tutma mekanizmasındaki bozukluklara bağlı olan baskı tipi ya da devamlı idrar kaçırmalarda ise birlikte olabilecek diğer hastalıklar da göz önüne alınarak düzeltme ameliyatları yapılabilir. Doğru teşhis ve doğru hasta seçimiyle bu tür ameliyatlarda başarı oranları özellikle kadın hastalarda % 98’lere kadar ulaşabilmektedir. Erkek hasta gurubunda görülen idrar kaçırmalarında şayet sorun aşırı aktif mesane ise ilaç tedavisi yüksek yarar sağlayacaktır. Kronik hastalıklar ya da geçirilmiş cerrahi işlemler sonrası görülen idrar kaçırmalarda yapılacak düzeltme ameliyatlarında yukarıda verdiğimiz oranda yüksek başarılar yakalanamayabilir. Değerlendirme konunun uzmanı bir ürolog tarafında yapılarak ; ilaç, operasyon ya da ped kullanımı konusunda karara varılmalıdır.

İnkontinansın sosyal ve hijyenik olarak kabul edilebilir bir durum olmadığını başta belirtmiştik. Tanı ve tedavi aşamasında bir çok alternatifin varlığını da ortaya koymaya çalıştık. Ped kullanımı ile ilgili ülkemizde çok fazla verinin olmaması aslında hekimlerin bu aşamaya gelinmesini yenilgiye uğramak olarak değerlendirmeleri olabilir. Şahsen yanlış olduğunu düşündüğüm bu değerlendirmenin makul bir hızla değişmeye başladığını gözlemlemekten mutluyum. Konservatif yöntemler, ilaç tedavisi, cerrahi tedavi ya da kombinasyon tedavilerinden yarar görmeyen, bu tür tedavileri almaya sağlık ya da sosyal durumu elverişli olmayan hastalarda ped kullanımı; hem hasta, hem de hastaya bakan insanlar için hayat kalitesini artırıcı bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Modern yöntemlerle üretilerek koku ve alerji riskini en aza indiren pedlerin varlığı ile bu tür hastalarımızın sosyal hayatın içine eskisi gibi karışabilmelerini sağlamak, depresyona girme olasılığını bu şekilde en aza indirgemek en önemli kazanımlardır. Sık çamaşır ve yatak malzemesi değiştirilmesi, aşırı deterjan ve koku giderici parfüm kullanımı gibi göze görülmese de ekonomik anlamda ciddi yük oluşturan kalemler de bu kazanımlara eklenmelidir. Türk toplumunda aile bireylerinin hastasına özen göstererek ve zaman ayırarak bakma özelliği dikkate alındığında, bakım verenler için de hayat kalitesini çok artıracağını söylemek gerekir. Aynı şeyleri evde bakım veren profesyoneller ve bakım hizmeti veren kurumlar için de söylemek doğru olacaktır.